Cumhuriyet Kitap | 29 Ekim 2026 | Sayfa 11
Söyleşi: Mehmet Tolga Görgülü
İç savaş, ABD’yi dönüştürdü. O dönemin umudunu, hüznünü ve belirsizliğini anlatabilmek için yazdım
Nathan Harris’in 2021’de Booker Ödülü uzun listesine giren, Ernest J. Gaines Award for Literary Excellence ödülünü kazanan ve Fatma Büşra Günçel’in çevirisiyle dilimizde ilk kez Vis Kitap tarafından yayımlanan romanı Suyun Tatlılığı, Amerikan İç Savaşı’nın ardından, köleliğin sona erdiği ancak özgürlüğün henüz gündelik yaşama yansımadığı bir dönemde geçiyor. Georgia’da yaşayan George ve Isabelle Walker’ın yaşamı, özgürlüklerine kavuşan Prentiss ve Landry’nin çiftliklerinde çalışmaya başlaması ve oğulları Caleb’in savaştan dönmesiyle değişiyor. Harris, savaş sonrası toplumsal dönüşümü karakterlerin yaşamları üzerinden anlatıyor.
MEHMET TOLGA GÖRGÜLÜ – Suyun Tatlılığı, köleliğin sona erdiği ancak özgürlüğün henüz tam anlamıyla yaşama geçmediği bir dönemde geçiyor. Özgürlüğe kavuşmakla onu gerçekten yaşayabilmek arasındaki bu farkı neden özellikle görünür kılmak istediniz?
NATHAN HARRIS – Tarihsel kurmaca yazarken geçmişin biraz gözden kaçmış dönemlerine yönelmeye çalışıyorum. Okurların da bu dönemleri merak ettiğini düşünüyorum.
Amerikan tarihinde iç savaş öncesi ve sonrasını ele alan sayısız roman var ancak köleliğin kaldırılmasının hemen sonrasına odaklanan çok fazla yapıtla karşılaşmamıştım.
O dönem üzerine düşünürken hayal gücüm beni Prentiss ve Landry’ye götürdü. İki kardeş bir anda zihnimde belirdi.
Özgürlüğe kavuşmanın onlar için ne anlama geldiğini düşünmeye başladım. Bir ömür köle olarak yaşadıktan sonra ülkenin sizi hâlâ köle olarak gören bir bölgesinde birdenbire özgür olmak nasıl bir duyguydu?
Elbette bu sorunun tek bir yanıtı yoktu. Ama romanı yazmaya başladığımda bana yol gösteren ve hikâyeyi şekillendiren temel soru da buydu.
Karakterlerimi, yaşadıkları dönem ve coğrafyanın yanı sıra bir ölçüde benim nasıl yetiştiğim de şekillendirdi.
GÖRGÜLÜ – Özgürlüklerine kavuşan Prentiss ve Landry yeni yaşamlarına farklı biçimlerde yöneliyor. Prentiss yeni bir yaşama adım atmaya daha istekliyken Landry, bildiği dünyanın dışına çıkmakta zorlanıyor. Bu farklılığı yalnızca kişilikleriyle mi açıklıyorsunuz, yoksa sizin için daha geniş bir anlam mı taşıyor?
HARRIS – Üç erkek kardeşim var ve hepimiz birbirimizden çok derece farklıyız. Ama aynı ailede büyümüş olmanın getirdiği ortak yönlerimiz de var.
Prentiss ile Landry arasında da benzer bir ilişki kurmak bana doğal geldi. Yazdıkça aralarındaki farklılıklar daha da belirginleşti.
Ailelerinin parçalanması, kölelik ve iç savaşın ardından yaşananlar, neden birbirlerinden bu kadar farklı olduklarını benim için daha anlaşılır kıldı. Tüm bunların travmalar, saklı kalmış yanlar ve gizlenen kırılganlıklar yaratması kaçınılmazdı.
Aralarında güçlü bir yakınlık vardı ama yaşadıkları dünyanın tehlikeleri yüzünden hep tetikte olmak zorundaydılar. Bu yüzden aralarındaki farkı tek bir nedene bağlamak kolay değil.
Onları en başından beri böyle gördüm. Karakterlerini yaşadıkları dönem ve coğrafyanın yanı sıra bir ölçüde benim nasıl yetiştiğim de şekillendirdi.
Bir Ömür Köle Olarak Yaşadıktan Sonra Birdenbire Özgür Olmak
GÖRGÜLÜ – Landry, yaşadığı travmaların ardından neredeyse hiç konuşmuyor ancak romandaki varlığı son derece güçlü. Landry’nin sessizliği ve sözcüklerle ifade etmediği iç dünyası sizce romana ne katıyor?
HARRIS – Landry’nin romana ne kattığını söylemenin bana düşüp düşmediğinden emin değilim çünkü pek çok okurun bu konuda kendine özgü bir yorumu var.
Çevremizdeki sessiz insanların iç dünyalarının bazen ne kadar zengin olabildiğini görmek beni her zaman etkilemiştir.
Landry aracılığıyla köleleştirilmiş kişilerin “aşağı” ya da eğitimsiz olduğu yönündeki görüşlerin ne kadar yanlış olduğunu göstermek istedim.
Bence Landry, tarih boyunca baskı altında tutulmuş insanların çoğu zaman ortaya koyma fırsatı bulamadığı yetenekleri ve zengin iç dünyalarını temsil ediyor.
Onun duygu ve düşüncelerini okurla paylaşabilmek benim için büyük bir ayrıcalıktı. Pek çok okurun Landry’yle bağ kurduğunu ya da onun bölümlerinden etkilendiğini duymak da bana bir şeyleri doğru yaptığımı düşündürüyor.
GÖRGÜLÜ – George, Prentiss ve Landry’ye yaklaşımıyla çevresinden ayrışırken kendi içinde de ciddi çelişkiler taşıyor. Onu kusurları ve iç çatışmalarıyla birlikte kurgulamak sizin için neden önemliydi?
HARRIS – George bencil, hoşgörüsüz, tepeden bakan ve zaman zaman oldukça kaba biri olabilir ama özünde iyi ve düzgün bir insan olduğunu düşünüyorum. Niyeti iyi!
Yani o da pek çoğumuz gibi -belki hepimiz gibi- kusurlu ama iyi niyetli bir insan. Çevresindeki dünya değişip bütün yaşamı altüst olurken bile değişime açık kalıyor.
Dinlemeye, uyum sağlamaya ve kendini geliştirmeye istekli oluşunda umut veren bir taraf var. Ilımlı, verici, değil mi? Ben öyle olduğunu düşünüyorum.
Belirsizlik ve Korkuyla Başlayıp Cesarete Dönüşen Bir Süreç!
GÖRGÜLÜ – Caleb savaştan döndüğünde yaşamına yön vermekte zorlanıyor; Prentiss ise geçmişi ve öfkesiyle baş etmeye çalışıyor. Isabelle’in dönüşümünde de benzer bir taraf var. Bu üç karakterin gelişimi arasında nasıl bir bağ görüyorsunuz?
HARRIS – İç savaş, Amerika Birleşik Devletleri’ni dönüştürdü ve izleri bugün bile süren yaralar bıraktı. Çocukları erken yaşta büyümeye, erkekleri asker olmaya zorladı. Güney aristokrasisi eski konumunu kaybetti; kadınlar daha büyük sorumluluklar üstlendi ve Afrikalı Amerikalılar özgürlüklerine kavuştu.
Romandaki tüm karakterler değişen dünyanın koşullarıyla baş etmek ve buna uyum sağlamak için kendilerini değiştirmek zorunda kalıyor.
O dönemin umudunu, hüznünü ve belirsizliğini anlatabilmek romanı yazmamın en önemli nedenlerinden biriydi.
Bu üç karakterde ortak bir yön görüyorsam bunun belirsizlik ve korkuyla başlayıp sonunda cesarete dönüşen bir süreç olduğunu söyleyebilirim.
“Romanın ele aldığı temel meselelerin evrensel olduğuna inanıyorum.”
GÖRGÜLÜ – Suyun Tatlılığı şimdi ilk kez Türkçede okurlarla buluşuyor. Romanın farklı bir tarihsel ve kültürel belleğe sahip okur kitlesine ulaşması sizde nasıl bir merak uyandırıyor? Türkiye’deki okurların en çok neyle [görselde satırın devamı kesilmiş] karşılaşacağını düşünüyorsunuz?
HARRIS – Türk okurların romanımı okuyacak olmasından gerçekten büyük mutluluk duyuyorum. Romanın ele aldığı temel meselelerin evrensel olduğuna inanıyorum.
Kitabım üzerine konuşmak için pek çok ülkeye gittim; Brezilya’da, Fransa’da, Almanya’da ve başka yerlerde Suyun Tatlılığı’ndaki karakterlerin ve karşı karşıya kaldıkları meselelerin okurlarda karşılık bulduğunu gördüm. Türkiye’de de benzer bir karşılık bulmasını umut ediyorum.
Okurlar kitabı bitirdikten sonra bile karakterlerin ve hikâyenin zihinlerinde yaşamaya devam etmesi bir yazar olarak benim için en büyük başarılardan biri olurdu.
Bir gün Türkiye’yi ziyaret etmek de harika olurdu. Belki Türk okurlarla konuşarak romanla Türkiye’nin tarihindeki bazı kişiler ya da olaylar arasında daha önce fark etmediğim paralellikler keşfedebilirim.
İnsanlar arasında hatta kültürler arasında bağ kurabilen kitapları seviyorum. Edebiyatın böyle bağlar kurabilmesinde kendine özgü bir büyü var. Suyun Tatlılığı’nın da bu büyünün bir parçası taşıdığına inanmak istiyorum.
Suyun Tatlılığı / Nathan Harris / Çeviren: Fatma Büşra Günçel / Vis Kitap / 384 s. / 2026.