Kylie Moore-Gilbert / Kafessiz Gökyüzü


Hücremin duvarına bakıyor, süt beyazı mermerdeki desenleri yüzlere ya da hayvanlara benzetiyorum. Denizkızları görüyorum; desenlerin arasından balık sürülerini, ağaçları ve güvercinleri seçiyorum. Birisi duvarın köşesinden aşağıya doğru inen bir metal parçanın üzerine Latin harfleriyle şöyle bir şey kazımış: “EV 2018.”

Kim bilir kaçıncı kez EV’nin kim olduğunu, burada bulunmasının üzerinden ne kadar zaman geçtiğini düşünüyorum. Bu penceresiz kutuda ne kadar kalmıştı?

-7-


Çizdiğim kuşa şöyle bir bakıyorum, sonra bir daha bakıyorum. Birisi kuşumun hemen yanına İngilizce bir şeyler karalamış:

“Güçlü kal. Yalnız değilsin.”

Aniden dönüp arkama bakıyorum. Sanki bu gizli mesajı okurken yakalanacakmışım gibi bir his kaplıyor içimi. Derinlerden, gardiyanların odasından gelen televizyonun sesi duyuluyor; tepemde, bakışlarını üzerimden asla çekmeyen o sessiz, sinsi gözler var. Sivri bir şey bulma umuduyla toprağı eşeliyorum. Parmaklarım kuru yaprakların ve toprak yığınlarının arasında küçük bir taş parçasına dokunuyor.

Bununla duvarın ufalanıp toz döken yüzeyine şunları kazıyorum:

“Teşekkür ederim. Ben Avustralya’dan Kylie.”

-8-


‍Gece sona ermeden önce, üçümüz iletişim için bir düzen kurduk. Sadece üç gecede bir, Mehrnush nöbetindeyken konuşacaktık. Birbirimizi banyoya “çağırmak” için duvara art arda üç kez vuracaktık. Konuşma sırasında duvara bir kez vurulması “tehlike, iptal” anlamına gelecekti. Eğer bir gardiyan kapıyı açıp bizi konuşurken yakalarsa hepimiz inkâr edecek ve hücre hapsindeki mahkûmlar arasında yaygın olduğu üzere kendi kendimize konuştuğumuzu söyleyecektik.

O gece, Devrim Muhafızları haftalar önce havaalanında yanıma geldiğinden beri ilk kez böylesine huzurlu uyudum. Arkadaşlarım vardı. Bana tavsiyeler verecek, sorgucularla nasıl başa çıkacağımı anlatacaklardı. Bu bitmek bilmeyen çilede artık yalnız değildim.

-71-

Soheila telefonda konuşurken gülümsüyor, arada kahkaha atıyordu. Onu izlerken, bunca şeye rağmen nasıl hâlâ bu kadar neşeli ve iyimser kalabildiğini düşündüm. Evin’den Karçak’a nakledilirken Devrim Muhafızlarının onu karanlık bir sokakta dövdüklerini, hapishanedeki aktivizmi yüzünden ailesini tehdit telefonlarıyla taciz ettiklerini anlatmıştı. Buna rağmen gücünü ve kararlılığını koruyordu. Savunduğu davanın haklılığına ve ahlaken doğru olduğuna duyduğu sarsılmaz inanç bana ilham veriyordu.

-304-